hogan uomo outlet hogan olympia uomo hogan uomo prezzi hogan rebel hogan rebel uomo hogan rebel donna hogan rebel outlet rebel hogan hogan rebel saldi hogan rebel online hogan rebel prezzo hogan rebel junior hogan rebel 2014

Temmuz Sıcağında Roma

28 Temmuz 2012 Cumartesi sabahı Roma’ya doğru yola çıktım. Alitalia ile oldukça rahat bir uçuşun sonunda Roma Fiumicino Havaalanı’na indikten sonra. Roma Şehir Merkezi’ne ulaşmak için tren istasyonuna doğru, ilk defa geldiğim bir şehirde olmanın heyecanı ile, yürüyorum. Havaalanındaki turizm ofisine girip hemen 30 Avroya bir Roma Pass kartı satın alıyorum. Bu kart ile şehir içinde ücretsiz seyahat edebileceğim, ilk iki müze girişim ücretsiz olacak ve sonraki müze ziyaretlerimde de indirimlerden faydalanabileceğim. Ama maalesef havaalanı-şehir merkezi ulaşımında Roma Pass’i kullanamıyorsunuz. Havaalanından Roma’ya gidiş  için tren bileti 14 Avro. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Roma Termini İstasyonu’ndayım. Termini İstasyonu, İtalya’nın birçok şehrine tren seferlerinin yapıldığı büyük ama düzenli bir istasyon. Hemen çıkışında şehir içi otobüslerinin durakları ve ayrıca şehir turu yapabileceğiniz çift katlı otobüslerin durakları bulunuyor. Otelimi bu bölgeye yakın bir yerden seçmiştim. Gitmeden önce harita üzerinde çok çalıştığım için yürüyerek oteli bulabileceğimi düşünüyorum. Umduğum kadar kolay olmasa da on dakikalık bir yürüyüş sonrası üç gece konaklayacağım Hotel Miami’ye ulaşıyorum. İsmi egzotik olsa da oldukça mütevazi bir otel. Oda çok küçük, kahvaltı da zayıf olmasına rağmen, konum olarak otel çok iyi. Benim için en önemlisi de bu zaten. Eşyalarımı bırakıp bir an önce kendimi Roma’nın kollarına bırakmak istiyorum. Otelden çıkıp Termini’ye doğru yürüyorum. Amacım önce bir şehir turu yapmak. Roma’da farklı türlerde şehiriçi tur seçenekleri var. 48 saat geçerli olan biletin ücreti 18 Avro. İstediğiniz durakta inip binebiliyorsunuz. Toplam dokuz durak var ve bir tur yaklaşık iki saat sürüyor. Hiçbir durakta inmeden otobüs üzerinde bir turu tamamlayıp üç günlük Roma gezim için kafamda bir plan hazırlıyorum. Yaklaşık iki saat sonra tekrar Termini’deyim.        

İlk gezmek istediğim yer Colosseum. Roma deyince yıllardır aklıma ilk gelen yer burası. Dışarıdan görünüşü gerçekten çok etkileyici. Kapısında ise çok uzun bir kuyruk önce biraz gözümü korkutuyor. Neyse ki Roma Pass burada işe yarıyor. Roma Pass sahipleri için ayrı bir giriş var. Ücret ödemeden ve sıra beklemeden içeri giriyorum. Gerçekten çok etkileyici bir yapı. MÖ 72-80 yılları arasında köleler ve mahkumlar tarafından inşa edilmiş elips biçimli, 50000 kişi izleyici alabilecek kapasitede bir amfiteatr. Seyirciler sosyal statülerine göre tribünlere yerleşirlermiş. İçeride dövüşen gladyatörler aslında suçlular, savaş esirleri ve kölelerden oluşurmuş ama daha sonraları servet ve ün peşindeki özgür insanlar da bu işi yapmaya başlamışlar. Eski bir Anglosakson kehaneti dermiş ki: ” Colosseum ayakta kaldıkça Roma da yaşayacak, Colosseum yıkıldığında Roma da yıkılacak, Roma yıkıldığında Dünya da yıkılacak.”
roma-floransa 057      
Colosseum’da onlarca kare fotoğraf çektikten sonra çıkıyorum. Hemen çıkışta Arco di Constantino ( Constantinus Takı ) ‘nı da fotoğrafladıktan sonra, Roma’nın en büyük ve merkezi meydanı olan Piazza Venezia’ya doğru yürüyorum. Piazza Venezia şehirde bütün anayolların kesiştiği bir meydan. Meydandaki Palazzo Venezia ve Vittorio Emanuele Anıtı görülmeye değer. 
Piazza Venezia’ya çıkan caddelerden biri de Via del Corso.  Via del Corso, Piazza de Venezia ve Piazza de Popola meydanlarını birbirine bağlayan, üzerinde bildiğiniz bilmediğiniz bütün markaların dükkanlarının bulunduğu bir cadde. Yani Roma’nın alış veriş merkezi. Ayrıca Piazza de Spagna ( İspanyol Merdivenleri ), Fontana di Trevi ( Aşk Çeşmesi ) ve Pantheon gibi görülmesi gereken mekanlar da bu caddeye çıkan sokaklar üzerinde bulunuyor.                                                                                                                                              
Benim ilk durağım Fontana de Trevi. Türklerin deyimi ile Aşk Çeşmesi.  Tabii ki ben para atıp herhangi bir dilekte bulunmadım. Ama bol miktarda fotoğraf çektim. O kadar kalabalık ki güzel bir kare yakalayabilmek için dakikalarca beklemek gerekiyor. Fotoğraf çekerken her an kadraja bir turist kafası girebilir.
roma-floransa 086
Fontana di Trevi’den yavaş yavaş uzaklaşırken şimdi ki hedefim Piazza de Spagna yani İspanyol Merdivenleri. Kısa bir yürüyüşten sonra İspanyol Merdivenleri karşımda. Merdivenler tıka basa dolu. Bir kıçlık yer bulup ben de oturuyorum. Etrafım Dünya’nın dört bir yanından gelmiş insanlarla dolu. Meydanın güzelliğini yaşamak için ben de bir sigara yakıyorum ve deklanşöre arka arkaya basıyorum. Bu arada aklıma gelmişken Roma’da su çok pahalı. Ama şehrin çeşitli yerlerinde bulunan çeşmelerden akan su içilebiliyor. Yanınızda bulundurduğunuz bir şişeyi bu çeşmelerden doldurarak su ihtiyacınızı karşılayabiliriniz. Tabii ki bunlar öyle bizim bildiğimiz alalade çeşmelerden değil. Hepsi birer sanat eseri. Bu çeşmelerden biri de Piazza de Spagna’da merdivenlerin hemen başlangıçında bulunan Fontana della Barcaccia.
İspanyol Merdivenleri’ni arkamda bırakıp Via del Corso boyunca Piazza de Popola’ya doğru yürüyorum.Burası çok büyük bir meydan. Meydan 1818 yılında düzenlenmiş. Şehrin en büyük dikilitaşı bu meydanda bulunuyor. Meydan adını, kuzey girişinde bulunan Rönesans kilisesi Santa Maria del Popola’dan almış. Meydanın doğusundan yukarı çıkan merdivenleri takip ederek Pincio Bahçeleri’ne geliyorum. Burası gün batımı şehri izlemek için mükemmel bir yer.
Gezip dolaşırken yemek yemeyi unuttuğumu farkediyorum. Saat akşamın sekizi olmuş ve ben sabahtan beri bir şey yemedim. Via Del Corso’da güzel görünen bir restaurant dikkatimi çekmişti. O tarafa doğru yürüyorum. Lezzetli bir pizza ile karnımı doyurup otele doğru yürüyorum.
roma-floransa 099
İkinci gün erkenden uyanıp kahvaltı sonrası atıyorum kendimi şehrin yollarına. İlk durağım Piazza de Republica’da bulunan Basilica S. Maria Degli Angeli e dei Martiri Kilisesi. Kilisenin içinde huzur verici bir sessizlik ve serinlik var. Bir süre kilisenin içinde oturup sessizliği dinliyorum. Sonraki durağım Vatikan.Günlerden pazar olması sebebi ile Vatikan çok kalabalık. Ayrıca her ayın son Pazar günü Vatikan’da müze girişleri ücretsizmiş. Bu da benim şansım.Piazza San Pietro çok büyük bir meydan. Meydanın kuzeyinde Basilica de San Pietro konumlanmış. Meydan sütunlardan oluşan bir yapı ile çevrili ve tam ortasına bir dikilitaş yerleştirilmiş. İlk hedefim Vatikan Müzesi. Müze girişinde çok uzun bir sıra var ama sıra hızlı ilerliyor. Girişte çantanızı teslim etmeniz gerekiyor. Müze, çevresi 7 km’ yi bulan dikdörtgen şeklinde bir yapıdan oluşuyor. Bu 7 kilometrelik binanın duvarlarının hiçbir santimetrekaresi boş değil. Gerçekten çok etkileyici ama tam olarak anlayabilmek için iyi bir sanat tarihçisi olmak gerekiyor sanırım. Müzeyi yaklaşık 1,5 saatte gezebiliyorum. Müzeden sonraki hedefim San Pietro Basilica’sı. Yaklaşık 1 km yi bulunan bir kuyruğun sonuna geçip bekliyorum. Ama sıra yine hızlı ilerliyor. Basilica’nın kubbesine çıkıp daha önce fotoğraflarda görmüş olduğum, San Pietro Meydanı ve Roma manzarasını bir de canlı olarak kendi gözlerimle görmek ve fotoğraflamak istiyorum. Kubbeye merdivenlerden yürüyerek çıkmak 5 Avro. Eğer isterseniz belli bir noktaya kadar asansörle de çıkabilirsiniz. Bunun ücreti ise 7 Avro. Sadece bir kişinin  sığabileceği genişlikteki merdivenleri çıkarak kubbenin en üst noktasına ulaşıyorum. Manzara gerçekten çok etkileyici.  Parmağım deklanşörden hiç ayrılmıyor.  
roma-floransa 180
İkinci günün akşamı Piazza Navona’ya çıkan dar sokaklarda avare avare dolaşıyorum. Her sokak bir başka güzel. Sokaklar dar, evlerse çok güzel. İtalyanlar’ın estetik ve güzellik anlayışını kıskanmamak mümkün değil. Şehirdeki neredeyse hiçbir yapı sıradan değil. Her biri farklı detaylarla süslenip güzelleştirilmiş. Hiçbir yapı sadece kullanım amacı ile inşa edilmemiş, mutlaka estetik unsurlar göz önünde bulundurulmuş. İnsan düşünmeden edemiyor, eğer bunları tasarlayanlar mimar ise İstanbul’daki çok katlı tekdüze binaları çizenler ne?
Piazza Navona yüzyıllardır eğlence merkezi olarak kullanılmış. Hala da aynı. Akşamları sokak sanatçılarının gösterilerini sergilediği bir açık hava tiyatrosu tadında. Meydanın çevresinde bulunan kafelerde, içkinizi yudumlayarak günün yorgunluğunu atarken bir yandan da sokak sanatçılarını izleyebilirsiniz. O kadar huzur verici bir ortam ki gece yarısından önce meydandan ayrılamıyorum. Saat bir gibi çakırkeyif bir şekilde Piazza Navona’dan ayrılıp otele doğru yürüyorum.   
Roma’daki son günümde ilk hedefim Capitalino Tepesi. Piazza Venezia’da bulunan Vittorio Emanuele Anıtı’nın arkasından iki merdiven sırası çıkıyor.Daha zarif ve kademeli olan La Cordonata, sizi Polluks ve Kastor’un devasa heykellerinin arasından Piazza del Campidoglio’ya ulaştırıyor. Meydan Michelangelo tarafından düzenlenmiş. Ne kadar güzel olduğunu tahmin edebilirsiniz. Şansıma meydanda bir festival var. Çeşitli ülkelerden halk dansları toplulukları gösterilerini sergiliyorlar. İçlerinde bir de Türk Grup var. Emirdağ Belediyesi Halk Dansları Topluluğu. Bu arada Kılıç Kalkan Oyunun’nun ne kadar anlamsız ve sıkıcı olduğunu bir kez daha anlıyorum.
Son durağım ise Piazza della Rotonda bulunan Pantheon. O kadar ihtişamlı duruyor ki. Buraya ” Bütün Tanrıların Tapınağı ” deniyormuş. İçine girip kubbeye baktığınızda Pantheon’un büyüklüğünü daha iyi anlayabiliyorsunuz. Kubbenin yüksekliği ile çapı birbirine eşit ve 43 mt den daha fazlaymış. Bu büyüklükSan Pietro Basilica Kubbesin’den bile daha fazla. Daha da inanılmaz olanı bu büyük kubbeyi destekelyen hiçbir sütun bulunmaması. Bu da tam bir mühendislik başarısı olarak değerlendiriliyor. Kubbenin en üstünde bulunan dairesel delik, güneşli günlerde kiliseyi aydınlatıyor.
roma-floransa 814
Pantheon’dan çıkınca meydanda birçok kafe ve restoran görüyorum. Yemek için güzel bir ortam. Fırsatı kaçırmıyorum ve sakin bir restoranda spagetti ile karnımı doyuruyorum. 
Günün akşamında İstanbul’a dönüş vakti geliyor. Havaalanına gitmek için tekrar Termini İstasyonu’ndayım. O kadar çok seyahat eden genç insan var ki. Seyahat etmenin bir öğrenim, hayatı anlama biçimi olduğunu maalesef çok geç yaşta öğreniyoruz. 

Bir Cevap Yazın

hogan uomo outlet hogan olympia uomo hogan uomo prezzi hogan rebel hogan rebel uomo hogan rebel donna hogan rebel outlet rebel hogan hogan rebel saldi hogan rebel online hogan rebel prezzo hogan rebel junior hogan rebel 2014